İTALYAN LİSESİ ÖĞRETMENLERİNİN GREVİ VE DÜŞÜNÜLMESİ GEREKENLER

İtalyan Lisesi Öğretmenlerinin Grevi ve Düşünülmesi Gerekenler

İtalyan Lisesi öğretmenlerinin grevi devam ediyor. Grevin haklar mücadelesinin ötesinde bir anlamı var.  Grev, öğretmenlik mesleğine yüklenen anlamların sınıfsal yönlerini de açığa çıkarıyor.  Öğretmeni eğitimin piyasacı ilişkilerinden soyutlayan, sömürü koşullarını değil de sadece eğitim faaliyetini vurgulayan akıl grevin politik ve ahlaki tarafı ile de yüzleşiyor. Öğretmeni emekçi, okulu iş yeri olarak kabul etmek istemeyenler güvencesiz çalışma koşullarının arkasına dizilirken grevin karşısına geçiyorlar. Şüphesiz bunu utangaç bir eda ile yapanlar da var.

Teşhir Rekabete Değil Eşitsizliğe Dayanıyor

Grevin söylemlerinden biri de yabancı öğretmenlerin aldığı yüksek ücret eleştirisi ile şekillenmiş durumda. Ücret ve çalışma koşullarındaki eşitsizlik oldukça bariz.  Kamuoyunun bir bölümü bu eşitlik arayışını yabancı karşıtlığı olarak yorumluyor. Öğretmenlerin böyle bir düşünceye sahip olmadıklarının üstünde durmak gerekir. Öğretmenler, sadece maddi adaletsizliklere değil yabancı öğretmenleri kapsamayan nöbet sisteminin aşırı yük oluşturmasına, daha fazla girilen ders saatlerine, daha az dinlenme sürelerine de itiraz ediyor . Eşitsizlik ayrımcı yaklaşımla daha da derinleşiyor. Bu noktada dikkat edilmesi gereken iki yön var. Birincisi “Türk öğretmen” tanımının güvencesizliği işaret ederken yeterli olmayacağı, emekçiler arasında yabancılaşmayı ve milliyetçi düşünceleri besleyebileceğini belirtmemiz lazım. Örgütlü sendikanın politik referans noktaları da bu yanı kuvvetlendirebilir. İkincisi ise MEB’in yabancı okul düşmanlığının ideolojik bir hatta dayanması. Yabancı okullarla “uğraşan” MEB’in arkasına yaslanarak grevi takip ettiğini de yine iç bir olgu olarak değerlendirmekte fayda var.

Sendikamızı yakından takip edenler özel sektörde çalışan eğitim emekçilerinin özlük hakları mücadelesinde temelde fiili (eylemsel) bir hattan ilerlediğini gözlemlemiştir. Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası, zorunluluklara teslim olmama ve aşma çabasında kritik bir rol almış durumda. Üstelik sadece özlük hakları mücadelesi ile durulmayan geniş bir eğitim cephesi kurma adımları da az çok fark ediliyor. Ücret mücadelesi patron cephesine, Bakanlığa ve hükümete karşı politik mücadelenin nüanslarını taşımaktadır. Bugün grevin konuları haline gelen hususlar çok yönlü teşhirlerin, eylemlerin ve eylemlerle elde edilmiş müzakerelerin içinden çıkarılan derslerle anlaşılabilir. Her mücadele ve eylem bir keşiftir. Taban maaş hakkının önündeki engeller, bu engelleri aşma biçimleri; iş kolu ve yetki hakkı önündeki engeller ve yine bu engelleri aşma biçimleri keşfedildi. Bu keşif süreçlerine ödenen bedeller, önemli kazanımlar sıralandı. Keşif sürecinin içine gizlenen, bilmediğimiz kanun ve yönetmelikler de dahildir. Örneğin “Öğretmenlerin Statü Tavsiyesi” maddelerinin içinde özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenlerin pazarlık hakkının da bulunduğunu sonradan öğrendik. Grevin konularından biri olan yabancı öğretmenlere yüksek ücret verilmesi eşitsizliğinin Yönetmelik üzerinden güvence altına alındığını da yine aynı şekilde…

“Gönülsüz” Patronlar ve Patroncu Millî Eğitim

5 Ekim 1966’da Öğretmenlerin Statü Tavsiyesi bir ortak belge olarak kabul edildi. Öğretmenlerin sorunlarını işleyen, öğretim personelinin statüsünü (durumunu) tüm yönleriyle ayrıntılı biçimde düzenleyen bu belge, İLO sözleşmelerini tamamlamayı amaçlayan bir metin aynı zamanda.

Türkiye’nin altına imza attığı ama uygulamada başka çıkar ve hedefler öncelendiği için askıya alınan bu sözleşmeler, eğitimin özel alanında da hayata geçmesi gereken maddeleri barındırıyor. Büyüyen özel öğretim piyasasının öğretmenlik mesleğini tahrip ettiği ülkemizde bu maddelerin uygulanması için de çaba sarf edilmesi gerekiyor. Yüz binlerce öğretmen için belgenin niteliği sömürünün eğitim politikasında geldiği noktayı anlatmak için yetersiz görünebilir fakat bundan 60 sene önce özel öğretim öğretmenlerini de korumayı önüne koyan bu belgenin ufku, özel öğretim yöneticilerinin, patronlarının tüm iki yüzlü söylemlerinin karşısında ve yaklaşımı ile onların kat kat ilerisinde.

Belge’nin  Uygulama Alanı başlığında açıkça ifade edildiği gibi, “Bu tavsiye, ortaöğretim ve daha alt düzeylerdeki özel ya da kamusal kurumlarda çalışan tüm öğretmenlere uygulanır: Genel teknik, mesleksel ya da sanatsal ortaöğretim kurumları, ilköğretim kurumları, anaokulları, çocuk yuvaları.”

 Serbest piyasacı aklı yerinden zıplatmaya yetecek bu cümlelerin öğretmenler açısından taşıdığı önemi kavramak lazım. Türkiye’de oranı yüzde 20’lere doğru ilerleyen özel öğretim alanında çalışan üç yüz binden fazla öğretmeni, eğitim çalışanını sadece kamuda çalıştıkları takdirde sahip olunabilecek haklarla “çıplaklaştırıyorlar”. Algı oyunu tam olarak bu yönde.

Belge’nin 82 ve 83. maddeleri ise tüm tartışmaları bitiren içeriye sahip. 82. Madde “öğretmenlerin aylık ücretleri ve çalışma koşulları, öğretmen örgütleri ile işverenler arasında toplu görüşme yolu ile belirlenmelidir” derken, 83. maddede geçen bir kavramın altını çizmek istiyoruz: Öğretmenlerin örgütleri aracılığıyla kamu ya da özel işverenleriyle toplu görüşme hakkını güvence altına almak için yasal düzenleme ya da gönüllü mekanizmalar oluşturulmalıdır.”

Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in Belge’den bîhaber olduğunu düşünüyoruz. Daha önce yaptığımız bir görüşmede, Özel Sektör Öğretmenleri Sendikasının kamu hizmetleri kolunda olmadığını, işçi sendikaları arasında yer aldığımızı ifade ettiğimizde -çünkü kendisi eğitim sendikaları eleştirisi üzerinden önümüze bir bariyer koyuyordu- “Ben bilmediğim konularda konuşmam.” demişti. Ne ulvi, oturaklı bir yaklaşım(!). 83. madde, taban maaş hakkı gasbedilen, iş yerlerinde kölelik koşullarına mahkum edilen, kurucu temsilcisi ya da idare ile hakları konusunda bireysel görüşmesi bile yasak hale getirilen özel sektör öğretmenleri için yaşamsal öneme sahip. Tüm yasal düzenlemelerin patronların lehine yapıldığı özel öğretim alanında MEB, öğretmenleri koruyacak yasal düzenlemelerden kaçıyor. Patronlar ise cahilce bağırtılar ve saldırılarla öğretmenlerin en ufak hak arayışını bastırmak istiyor. Bu koşullarda maddede geçen  “Gönüllü mekanizmalar

oluştulmalıdır. ” tavsiyesinin idealist kaldığını düşünebiliriz fakat kurum önlerinde yükselen bir Sendika bayrağı, iş yerinde hakkını cesurca arayan sesler, Bakanlık önünde kol kola girmiş sendikalılar gördüğünüzde verilen kavganın sadece mağduriyeti gidermek için değil, haklarımıza el konulduğu için de verildiğini aklınızdan çıkarmayın. Gönülleri olmayabilir ama zorundalar!

“Bir Sürü Tedbir …” Bir Sürü Gasp!

Yukarıdaki bölümde özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenlerin toplu görüşme hakkının tanınmış ve Türkiye Hükümeti tarafından uygulanması zorunlu olan bir çerçevede olduğunu vurguladık. Bu yazıda iş kolu sorununa, baraj engeli ve yetki hakkı konularına girmeyeceğiz. O meseleyi yazarak değil büyük bir sendikal mücadele vererek çözeceğimizi biliyoruz. Mücadele aynı zamanda sendikal bürokrasiye karşı verilecek. Şu an için İtalyan Lisesi öğretmenlerinin grevi ile öne çıkan eşitsizliğin maddi dayanaklarını vurgulamaya devam edelim.

Özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenlerin aldığı taban maaş asgari ücret! Bu tanım canımızı ne kadar sıksa da gerçeği ifade ediyor. Son zamanlarda Mecliste muhalif vekiller taban maaş hakkımızı soru önergesi şeklinde Bakanlığa ya da ilgili komisyona sorduklarında, onlara verilen cevap da bu şekilde: “Öğretmenlerin taban ücreti, asgari ücrettir.”  Bürokratlar ironi yapmayı dahi beceremiyor ama ne kadar hoşumuza girmese de bir taban ücretten bahsediyorlar. Aklımızla dalga geçiyorlar!

Türkiye’de taban ücret hakkı 1965 yılından 2014 yılına kadar uygulandı. Hakkın başlangıç tarihi bir şeyi çağrıştırmış olabilir. Bir sene sonra da Tavsiye Kararları (Ortak Belge) imzalanıyor. Taban maaş hakkı özel öğretim kurumlarını çoğaltmak, “cemaat”in eğitim alanında tavsiye adımlarını güçlendirmek ve sonrasında eğitimde özel alanı yine tahsis edebilmek için kaldırıldı. Bakan Tekin, TOBB Eğitim Meclisinde yaptığı konuşmada mevzuya bakışını su şekilde özetledi : “… devlet, artan kamusal hizmetleri yerine getirmekte zorluk çekmeye başlıyor. Bu zorluğu aşmak için toplumun farklı kesimlerinden her ülke kendi siyasal ve toplumsal geleneğine göre birlikte hareket edebileceği farklı partnerler oluşturuyor.”. Partnerler yazan yeri patron grupları olarak okuyunuz. Eğitimde piyasalaşma adımlarını meşru hale getirmek için Tekin ve aslında Hükümete politik konu da lazım. Tekin, mevzuya bakışına şu şekilde açıyor : “Eğitim sektöründe yer almak isteyen iş dünyasının temsilcilerine, kamu arazilerinin tahsisinden özel okullara teşvik politikasına kadar bir dizi, sektörü büyütecek, sektörü hayata döndürecek ve bir anlamda bu vesayetten kurtuluş sürecini sağlıklı yürütecek bir sürü tedbir almıştık. Nihayetinde 15 Temmuz ile bu vesayet süreci bitti. Türkiye’deki özel okulculuk ve özel sektördeki eğitimin payı artmaya başladı. Bu süreci hep beraber yürüttük. Ben bu süreçte emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.” Bu uzun alıntı tüm taşları yerine oturtuyor. Tekin’in “… bir sürü tedbir almıştık” dediği tedbirler arasında taban maaş hakkının kaldırılması da yer alıyor. Dershanelerin özel okullara dönüştürülme süreci ancak “Öğretmenin taban ücreti asgari ücrettir.” diyebilecek kadar öğretmene düşmanlaşan siyasal akılla güvence altına alınabilirdi. Belki vesayet kalktı ama yerine de “Anadolu İrfanı” geldi. “Anadolu İrfanı ve özel okul sermayedarları yaşasın!” diyen Hükümet, Bakanlık ve patronlar el ele verip taban maaş hakkına çöktü. Tekin’in, yine yakın zamanda bir röportajda kendisine yöneltilen soruya verdiği cevabı hatırlayacaksınızdır. Tekin, her zaman gibi manipülasyona başvurarak “Onların ( özel sektör öğretmenlerinin) hukuk rejimi farklı …” demişti. Türkiye’de yeni bir emek rejimi üzerine çok şey yazıldı, yazılmaya da devam ediyor. Tekin’in farklı gördüğü hukuk rejimi(miz)“bir sürü tedbirle” inşa edilen emek rejiminin burjuva dilde anlatımı aslında.

Ulusal İki Yüzlülük

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı sitesine girdiğinizde, orada yabancı çalışanlar için Çalışma İzni Değerlendirme Kriterleri başlıklı bir metin göreceksiniz. İstihdamı belirli koşullara bağlayan bu metin patronlar açısından uygulanması gereken kuralları da aktarıyor. Bu kurallar arasında “ücret kriteri” de var. Meslekleri birbirinden ayıran kriter, ücreti de brüt asgari ücret ve kat sayısı üzerinden tarif ediyor. Öğretmene gelirsek bu ücret brüt asgari ücretin üç katı. Burada öne çıkmasını istediğimiz konu yabancı öğretmenlerin bir taban ücrette sahip olması değil sadece. Ayrıca bunu gerekli ve önemli bir hak olarak görmekte fayda var. İki kısma dikkat çekeceğiz. Birincisi böyle bir hakkın sadece yabancı öğretmenler için uygulanıyor olması ciddi bir eşitsizlik. Bu konuda Millî Eğitim Bakanlığının patroncu çizgide olduğu bir kez daha tescillenmiş oluyor. İkincisi ise yabancı öğretmenler için ücret kriterinin gerekçesi açıklanırken “yaptığı meslek ve görevi ile bağdaşacak şekilde” deniliyor. Yani kriter sadece yabancı çalışan oldukları için alınan bir taban ücreti gerekçelendirmiyor. Öğretmen emeğinin toplumsal değerini ve karşılığını da ifade etmiş oluyor. İtalyan Lisesi özelinde eşitsizliği açığa çıkarırken tüm öğretmenleri kapsayan bu ulusal/millî iki yüzlülüğü de es geçmemek lazım çünkü bu türden “elit” okulların yöneticileri tartışmanın bir noktasında karşılaştırmaya girişiyor ve referansı diğer özel okullardaki çalışma koşullarına bakarak da yapıyor. İtalyan Lisesi öğretmenlerinin grevin talepleri ve söylemleri arasına tüm öğretmenler için taban maaş hakkını koyması başka bir anlamı taşıyacaktır. Grevin en önemli eksiği budur.

Grev ve Fiilî Mücadele Haktır! Sendikamız Her Yere!

Grevin başarıya ulaşmasını yürekten istiyoruz. Sendikamızın yaratmak istediği kültür, bir yönteme dayanıyor. Sendikalar arası rekabeti, grupçu tavrı reddediyoruz. Bu ısrarımız kamuoyunca biliniyor ve Sendikamızın yapısal aidiyeti merak edenlerce sorgulanıyor. Bu merak etme halini güncel tutmak için çabalıyoruz.

Asıl öznenin eğitim emekçileri olduğunu vurgulamak önemli. Bununla birlikte bugün onlarca okulun (iş yerinin) kapısına grev kararı asılamadı ise sendikal bürokrasinin bunda büyük payı olduğunun altını çiziyoruz. Yüzbinlerce eğitim emekçisinin toplu iş sözleşmesi hakkı Türk-İş başta olmak üzere ona üye sendikaların iş kolunu ipotek altına alan, kendi mülkleri olarak gören yaklaşımları nedeni ile gasbediliyor. Özel Sektör Öğretmenleri Sendikasının iş yerlerinde varlığı sömürüye karşı verilen mücadele kritik boyutta. Sendikamız bir “konfor” alanında gezinmiyor. Sert koşullar, özel öğretimde sınıf mücadelesinin koşullarıdır. Bu koşulları değiştirebilecek tek güç de Özel Sektör Öğretmenleri Sendikasıdır.

İtalya Lisesi öğretmenlerinin grevini selamlıyoruz. Başarıya ulaşması için elimizden gelen ne varsa yapmaya hazırız.

Eren Edebali