Emeğin Yeni Sömürü Alanı: Resmî Okullarda (Kamu) Görev Yapan Öğretmenler, Özel Öğretim Kursları ve Özel Sektör Öğretmenlerinin Emeği
Özel sektör öğretmenleri yıllardır ağır çalışma koşulları, düşük ücretler, güvencesizlik, baskı ve sendikasızlaştırma politikalarıyla karşı karşıya. Binbir emekle kazandıkları öğretmenlik kimlikleri, mesleki saygınlıkları, kişilik hakları ve alın terleri pervasızca gasbedilirken eğitim emekçilerinin önemli bir bölümü insanca yaşayabilecekleri koşullardan her geçen gün daha da uzaklaştırılıyor.
Tam da böylesi bir tabloda, son yıllarda giderek büyüyen başka bir sorunla karşı karşıyayız: Resmî okullarda (devlet okulları) kadrolu olarak çalışan bazı öğretmenlerin mevzuatta ve ilgili düzenlemelerdeki yasaklara rağmen özel öğretim kurslarında çalışmaya başlaması.
Elbette burada meselenin bütün sorumluluğunu bireysel tercihlere yüklemek doğru değildir. Bu tablonun temelinde, öğretmenleri ekonomik ve mesleki açıdan zor durumda bırakan yapısal sorunlar bulunmaktadır. Devlet öğretmeninin neden ek iş yapmak zorunda kaldığını, eğitim emekçisinin neden tek maaşla geçinemediğini ve kamusal eğitimin neden giderek daha fazla piyasalaştırıldığını sorgulamadan sorunun tamamını bireylere yüklemek mümkün değildir.
Ancak yapısal sorunların varlığı, ortaya çıkan sonuçların tartışılmasına engel değildir.
Devlet okullarında çalışan öğretmenlerin özel öğretim kurslarında çalışması, özel sektörde tutunmaya çalışan onbinlerce öğretmenin zaten ağır olan çalışma koşullarını daha da zorlaştırmakta, ücretlerin aşağı çekilmesine ve işsizliğin büyümesine zemin hazırlamaktadır. Bu nedenle kamu öğretmenlerinin de meslektaşlarının emeği üzerindeki etkisini görmesi, kendi tercihlerini bu açıdan değerlendirmesi ve şapkasını önüne koyup düşünmesi gerekmektedir.
Çünkü burada yalnızca bireysel bir ek gelir meselesinden söz etmiyoruz. Mesele, aynı mesleği yapan eğitim emekçilerinin birbirlerinin emeğiyle karşı karşıya getirildiği bir düzen meselesidir.
Görünenin Ardındaki Piyasa
Sorunun görünen yüzü, devlet okullarındaki öğretmenlerin özel öğretim kurslarında çalışmasıdır. Fakat asıl dikkat çekici olan, bunun arkasında giderek büyüyen ve eğitim alanını daha da ticarileştiren bir piyasanın oluşmasıdır.
Bazı özel öğretim kursu patronları açısından devlet okullarında görev yapan öğretmen yalnızca bir çalışan değildir. Devlet okulunda görev yapan öğretmen; öğrenci çekme, kurumun itibarını artırma ve velilerin güvenini kazanma açısından aynı zamanda bir “PARAtoner” olarak görülmektedir.
Devlet okulunda görev yapan öğretmenin kendi okulundaki öğrencileri özel kursa veya özel öğretim kursuna yönlendirmesi hatta bazı durumlarda getirdiği öğrenci üzerinden komisyon aldığı iddiaları, meselenin ulaştığı boyutu göstermektedir. Bunun yanında sigortasız çalıştırma, düşük ücretle çalıştırma ve kayıt dışı istihdam gibi uygulamalar da bu piyasayı besleyen önemli unsurlar arasındadır.
Daha da vahimi, devlet okullarında görev yapan bazı öğretmenlerin doğrudan özel öğretim kurumu veya kurs merkezi açtığı, görev yaptıkları devlet okullarından öğrencileri bu kurumlara yönlendirdiği hatta bunun için servis organizasyonları yapıldığı yönündeki örnekler artık birçok yerde açıkça konuşulmaktadır.
Bu durum yalnızca etik açıdan değil, kamu hizmetinin niteliği ve eğitimde fırsat eşitliği açısından da ciddi sorunlar doğurmaktadır.
Kamu Okulu ile Özel Piyasa Arasında Kurulan Çıkar İlişkisi
Ortaya çıkan tablo, zaman zaman devlet okulundaki yöneticilerden öğretmenlere, özel öğretim kurumu sahiplerinden çeşitli kamu görevlilerine kadar uzanan karmaşık bir çıkar ilişkileri ağı görüntüsü vermektedir.
Devlet okulunun sahip olduğu öğrenci kitlesi, velilerin güveni ve kamusal eğitim kurumlarının itibarı özel piyasanın büyümesi için kullanılmaya başlandığında kamu okulu ile özel öğretim piyasası arasındaki sınırlar tehlikeli biçimde bulanıklaşmaktadır.
Bir tarafta kamu kaynaklarıyla ve toplumun vergileriyle ayakta duran devlet okulları, diğer tarafta bu okullarda oluşan öğrenci ve veli çevresinden ekonomik kazanç elde etmeye çalışan özel kurumlar bulunmaktadır.
Bu ilişkinin normalleşmesi halinde kaybeden yalnızca özel sektör öğretmeni değildir. Kamusal eğitim anlayışı, öğretmenlik mesleğinin itibarı ve öğrencilerin eşit eğitim hakkı da bundan zarar görmektedir.
Kim Kazanıyor, Kim Kaybediyor?
Bugün yaratılan bu yeni eğitim piyasasında bazı kesimler milyonlar kazanırken bunun karşılığında binlerce eğitim emekçisi işsizlik, düşük ücret ve güvencesizlikle karşı karşıya kalmaktadır.
Bir tarafta özel öğretim kurumlarının büyüyen ekonomik hacmi, diğer tarafta üç kuruşa yaşamaya çalışan özel sektör öğretmenlerinin işini ve ekmeğini kaybetme riski vardır.
Özel sektör öğretmenleri zaten devlet tarafından yeterince korunmayan bir çalışma alanında, ağır sömürü koşulları altında ayakta kalmaya çalışmaktadır. Şimdi onların karşısına, kamu güvencesi altında bulunan ve ekonomik olarak daha güçlü bir konumda olan meslektaşlarının çıkarılması, emek piyasasındaki eşitsizliği daha da derinleştirmektedir.
Bu nedenle mesele “Devlet okulunda görevli öğretmen özelde de çalışsın mı, çalışmasın mı?” tartışmasının çok ötesindedir.
Asıl soru şudur:
Bir eğitim emekçisinin başka bir eğitim emekçisinin emeğini ucuzlatmasına ve onu işsiz bırakmasına yol açan bir düzeni kabul edecek miyiz?
Sendikaların Sorumluluğu
Bu tablonun ortaya çıkmasında yalnızca devletin ve özel sektör patronlarının değil, sendikaların da sorumluluğu bulunmaktadır.
Sendikamız tarafından Bakanlık ve İl Millî Eğitim Müdürlüğü yöneticileriyle yapılan görüşmelerde ve iletilen şikâyetlerde bu sorun defalarca gündeme getirilmiş olmasına rağmen, başvuruların ve yaşanan sorunların büyük bölümünün görmezden gelindiğine tanık olduk.
Kamu çalışanlarını temsil eden sendikaların da bu konuda daha açık ve güçlü bir tutum alması gerekmektedir. Üye kaybetme kaygısıyla sessiz kalmak ya da birkaç cılız uyarıyla yetinmek, sorunun büyümesine hizmet etmektedir.
Sendikacılık yalnızca üyelerinin ekonomik çıkarlarını korumak değildir. Sendikacılık, emeğin bütününü savunma sorumluluğudur.
Bir sendika, kendi üyesinin çıkarını savunurken aynı mesleği yapan başka bir eğitim emekçisinin işsiz kalmasına göz yumamaz. Kamu öğretmeninin hakkını savunmak ile özel sektör öğretmeninin ekmeğini savunmak birbirinin karşıtı değildir. Tam tersine, her iki kesimin de güvenceli ve insanca çalışma koşullarına sahip olmasını sağlayacak kamusal politikalar için mücadele edilmelidir.
Çözüm, Eğitim Emekçilerini Birbirine Kırdırmak Değil
Devlet öğretmenlerini hedef göstererek bu sorunu çözemeyiz çünkü devlet okulunda görevli öğretmenin neden ek iş yapmak zorunda kaldığını da sorgulamak zorundayız.
Ancak aynı şekilde özel sektör öğretmenlerinin emeğini ucuzlatan, onların iş alanlarını daraltan ve eğitim piyasasındaki eşitsizliği büyüten uygulamaları da normalleştiremeyiz.
Çözüm; öğretmenlerin birbirleriyle rekabet ettiği bir emek piyasası yaratmak değil, bütün öğretmenlerin insanca yaşayabilecek ücret ve çalışma koşullarına kavuşmasını sağlamaktır.
Bunun için;
- Kamu öğretmenlerinin ekonomik ve sosyal hakları güçlendirilmeli,
- Özel sektör öğretmenlerinin çalışma koşulları güvence altına alınmalı,
- Özel öğretim kurumlarındaki kayıt dışı ve güvencesiz çalıştırma uygulamaları etkin biçimde denetlenmeli,
- Kamu okullarının öğrenci ve veli çevresinin özel ticari çıkarlar için kullanılmasının önüne geçilmeli,
- Öğretmenlerin öğrencileri özel kurumlara yönlendirmesi üzerinden oluşabilecek çıkar ve komisyon ilişkileri araştırılmalı,
- Kamu görevi ile özel ticari faaliyet arasındaki hukuki ve etik sınırlar açık biçimde uygulanmalı,
- Denetim mekanizmaları bağımsız ve etkin hale getirilmeli,
- Özel sektör öğretmenlerinin insanca yaşayabileceği ücret ve güvenceli çalışma koşulları sağlanmalıdır.
Emeğimizi ve Mesleğimizi Savunacağız
Bugün eğitim alanında büyüyen bu düzen, öğretmenleri birbirinin rakibi haline getirmektedir. Oysa bizim birbirimize değil, emeğimizi değersizleştiren sisteme karşı mücadele etmemiz gerekiyor.
Devlet okulunda görevli öğretmenin de özel sektör öğretmeninin de ortak bir sorunu vardır: Emeğinin değersizleştirilmesi.
Bu nedenle çağrımız açıktır:
Devlet okulunda görevli öğretmen, özel sektör öğretmeninin ekmeğine göz dikmemelidir.
Özel öğretim kurumu sahibi, kamu okulunun olanaklarını kendi ticari çıkarına dönüştürmemelidir.
Kamu yöneticileri bu düzeni görmezden gelmemelidir.
Sendikalar üye kaygısıyla susmamalı, emeğin bütününü savunmalıdır.
Ve devlet, eğitim alanını piyasanın insafına terk etmekten vazgeçmelidir.
Çünkü öğretmenlik bir ticari meta değildir. Öğrenci bir müşteri, okul bir işletme, öğretmen de ucuz bir iş gücü değildir.
Bizler emeğimizi, mesleğimizi ve meslektaşlarımızın ekmeğini savunmaya devam edeceğiz.
Eğitim emekçilerini birbirine karşı konumlandıran bu düzenin karşısında, emeğin ortak gücünü büyüteceğiz.
Emeğin ucuzlatılmasına, öğretmenliğin değersizleştirilmesine ve kamusal eğitimin piyasalaştırılmasına karşı mücadele edeceğiz.
Çünkü biliyoruz: Bir öğretmenin ekmeğini savunmak, bütün öğretmenlerin geleceğini savunmaktır.
Nebil BİRTEK / Mersin

