Suçlu Hazır: Ekran ve Aile. Peki Düzen Nerede?
Okul Güvenliği Üzerine Konuşurken Neyi Görmüyoruz?
Her okul saldırısında aynı cümleler kurulur ve aynı sorular hiç sorulmaz. “Sosyal medya çocukları bozuyor, aileler ilgilenmiyor” denir; faturayı çocuklara ve emekçi ebeveynlere kesen düzen ise tartışma dışında kalır. Birilerinin söylediği gibi egemenlik yalnızca zorla değil, kimin suçlu sayılacağını önceden belirleyerek de kurulur. Suçluyu ilan eden cevap bir açıklama değil, bir rıza üretme aracıdır.
“Aile çocukla ilgilensin” çağrısı makul görünür, çünkü kimse ihmali savunmaz. Ama hangi aileden söz ediliyor? Uzun saatler çalışan, geçim derdiyle boğuşan, işini kaybetme korkusuyla yaşayan emekçilerden. Kamusal hak olan kreşler sağlanmaz, okul sonrası programlar ve kamusal psikososyal destek geri çekilir, bakım yükü ailelerin sırtına biner, sonra aynı aileler yetersizlikle suçlanır. Koşulları yaratan sorumluluktan kurtulur, koşullara katlanan sorumlu ilan edilir.
Sosyal medya, toplumsal ilişkilerin dışında, kendiliğinden beliren bir “kötü etki” değildir. Dikkat, platform kapitalizminin hammaddesidir; gençleri ekranda en uzun süre tutan içerik öne çıkarılır, çünkü maddi kar buradan gelir. Bu yüzden “gördüğüne inanma” nasihati tek başına yetmez. Eleştirel medya okuryazarlığı kadar, dijital ortamın kimin kârına kurulduğunu tartışmak ve kamusal denetimini gündeme getirmek de gerekir.
Okul ise hegemonyanın kurulduğu temel kurumlardan biridir. Çocuğun değeri sınav puanıyla ve gelecekteki gelirle ölçülürken düşünme eğitimi, demokrasi ve insan hakları(ders olsa bile öğretilmeyerek) geri plana itiliyor. Gençlerden eleştirel ve sorumlu olmaları bekleniyor, ama bunun için gereken zaman, mekân ve söz hakkı esirgeniyor.
Eleştirel bakış, şiddeti işleyenin sorumluluğunu bilinçle ele almayı gerektirir; her emekçi çocuğunun aynı yola gireceğini ya da her olayın tek bir ekonomik nedene bağlanabileceğini de söylemez. Asıl soru şudur: Hangi sosyal sınıf ve eğitim koşulları çocukları farklı biçimlerde eziyor, kurumlar bunları değiştirmek için ne yapıyor ve sorunu bireye indirgeyerek hangi sorumluluğu gözlerden saklıyoruz?
Yasaklar, kameralar ve ailelere verilen öğütler sonuçlarla uğraşır, nedenlere dokunmaz. Kalıcı güvenlik; emekçilerin çalışma sürelerinin kısaltılmasını ve geçim güvencesini, güçlü kamusal okulları, her okulda erişilebilir psikososyal desteği, güvenceli öğretmenleri, öğrencilerin okul yaşamına gerçek katılımını ve dijital platformların kamusal denetimini gerektirir.
Okul güvenliğini ciddiye almak, eğitim emekçilerinin, emekçi ailelerin ve çocukların yaşadığı hayatı ciddiye almakla başlar.
Timurhan Yalçın

