YETKİLİ DİRENİŞ İRADESİ BARAJLARDAN BÜYÜKTÜR!

20 Mayıs gecesinde Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı kararıyla Bilgi Üniversitesi’nin faaliyeti durduruldu. Memleket, bir gecede Anayasa’ya aykırı bir şekilde kapatılan bir okul, fiilen işsiz kalan binlerce emekçi ve okulundan edilen beş bin öğrenci ile karşı karşıya kaldı. Anayasa’ya aykırı diyoruz çünkü kuruluşu yasayla gerçekleştirilmiş olan bir üniversitenin faaliyeti ancak yine yasayla durdurulabilir. Cumhurbaşkanı’nın esaslı olarak böyle bir yetki gücü yok; ancak kendisi, etki gücünü keyfi olarak kullanmakta bir beis görmüyor. Memlekette öfke oluşsa da şaşkınlık oluşmadı; çünkü bu etki gücüyle ilk kez karşılaşmadık. Metal işçilerinin, alamadıkları emeklerinin karşılığı için yasal haklarını kullanarak greve çıkma iradelerine de aynı etki gücü, grev yasaklarıyla müdahale etmeye çalıştı. Hükümet ekseninden milim şaşmayan TÜRK-İŞ’in grevlerinde dahi grev yasaklarına şahit olduk.

Peki nedir bu “yetki” meselesi, nasıl kazanılır ve nasıl kullanılır? Bu yazıda bunlara değineceğiz.

Eylül 2025’te Can Holding ve bağlı 121 şirkete yönelik; suç örgütü kurmak, kara para aklamak, kaçakçılık ve dolandırıcılık suçlamalarıyla operasyon başlatıldı. Holding yöneticileri tutuklandı ve holding bünyesindeki şirketlere TMSF tarafından el kondu. Bunlardan biri de Bilgi Üniversitesi’ydi. Üniversiteye kayyum atandı, yönetimi dağıtıldı. 21 Mayıs’ı 22 Mayıs’a bağlayan gece yarısı Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı kararıyla, Yükseköğretim Kanunu’nun Ek 11. maddesi gerekçe gösterilerek Bilgi Üniversitesi’nin faaliyet izni iptal edildi. Ek 11 şöyledir:

Vakıflarca kurulacak yükseköğretim kurumlarında, beklenen eğitim-öğretim düzeyinin yetersizliğinin Yükseköğretim Kurulunca tespit edilmesi ve durumun düzeltilmesi için gerekli uyarı ve önerilerin sonuçsuz kalması halinde bu kurumun faaliyeti Yükseköğretim Kurulunca durdurulur.”

Bu aşamada Bilgi Üniversitesi öğrencilerinin, akademik ve idari personelin iki seçeneği vardı: Bu keyfi hukuksuzluğu ya hukuka sıkıştıracaklar ya da fiili bir direniş hattı öreceklerdi. Özneler ikinci yolu tercih ederek üç gün süren direniş hattını vakit kaybetmeden ördüler.

Üniversiteler tarihsel anlamda yalnızca emek gücü yaratan kurumlar değildir; aynı zamanda karşıt/eleştirel düşüncenin, kültürel birikimin, bilimin ve aydınlanmanın da mekânlarıdır. (*) Ancak küresel neoliberal çağda bu yapılar giderek piyasalaşma ihtiyaçlarına göre yeniden üretilmiştir. Bugün Bilgi Üniversitesi’nde karşılaştığımız tablo tam da bu noktaya işaret ediyor. Köklü üniversite, önce onlarca suça bulaşmış sermayenin önemli temsilcilerinden Can Holding’e satılmış; sonrasında ise —nedendir bilinmez— holding ile ters düşülmüş ve holdinge ait Bilgi Üniversitesi’ne kayyum atanmıştır. Üniversitenin entelektüel birikimi gittikçe boşa düşürülmüş; değerleri değersizleştirilmeye, gelenekleri ise tarihe itilmeye çalışılmıştır. Yani kapitalizmin hedefi işlemektedir. Nitelikli değerler ve bilimsel akademi yerine; metalaşmış değerlere entegre olmuş genç işçiler ve işsizler ordusu üretilmektedir. Buradan çıkışın yolu nedir diye soranlara Bilgi Üniversitesi’nin üç gün süren direnişini gösterebiliriz.

Bilgi’deki hukuksuzluk; eğitime, emeğe, Anayasa’ya ve anayasal haklara, yurttaşlığa yönelik ciddi bir gasp niteliği taşıyordu. 22 Mayıs öğleninde, yani kararın çıktığı gecenin hemen ertesinde; örgütleyici öznelerden biri olan Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’nın (Öğretmen Sendikası) ve sendikanın vakıf biriminin, üniversite öğrenci birlikleriyle yaptığı çağrı sonucu ana kampüste buluşuldu. Üniversiteye ilk etapta yalnızca okul bünyesindeki öğrencilerin ve akademisyenlerin alınacağı söylendi ve okul önüne polis yığıldı. Ancak dışarıda, üniversiteye sahip çıkma isteğiyle desteğe gelen büyük bir kalabalık vardı. Öğretmen Sendikası, vakıf birimi ve öğrenci birliklerinden temsilcilerle birlikte polisle yapılan müzakere sonucu engel aşıldı, okul içine kalabalık girişler yapıldı. İlk ablukanın dağıtılmasıyla birlikte üç gün süren ve son iki günü polisin ve ÖGB’nin şiddetiyle devam eden direniş başladı. Bırakıp gitmek bir seçenekti; ancak bırakılan yalnızca o günkü içeri girme iradesi değil, eğitimin, emeğin ve haysiyetin ömür boyu sürecek iradesi olacaktı. Kararın bırakmama ve direnme yönünde olması, üç günün sonunda mutlak kazanımı getirdi.

Öğretmen Sendikasını araştırmak isteyenler, basit bir Google aramasıyla; 12 bine yakın üye sayısına sahip, 10 No’lu iş koluna sıkıştırıldığı için 45 binlik barajı geçme imkânı olmayan ve hâliyle de “yetkili” olamayan bir işçi sendikası olduğunu görecektir. Sendika, yaklaşık beş senelik tarihine bir büyük “açılış eylemi”, iki büyük direniş ve sayısız fiili eylem sığdıran mücadeleci bir sendika olarak rüştünü ispat etti. Bunların hepsinde yetki gücünü sayısal verilerden değil; öz gücünden, sınıf mücadelesine olan bağlılığından, öğretmenlik mesleğindeki sömürüye duyduğu öfkeden ama en önemlisi dönüştürme gücüne duyduğu inançtan alıyor. Sendikanın içini açmamızın muhtevası ile yazınınki aynıdır. Nitekim sendika bir şeyi net biçimde gösterdi: Mücadele alanında nihai hedefe odaklanarak ve ondan geri adım atmadan, tavizsiz hareket etmek yegâne yetki gücüdür. Hatta yetki gücü ile etki gücü ilk kez burada kesişir; sonrasında ise bu ikisi doğru orantılı biçimde, birlikte hareket ederler. Birbirini besler ve büyütürler. Bu saatten sonra aşılmış olan baraj artık yasal zeminlerin barajı değil; korkunun aşılmış barajıdır. Öğretmen Sendikası’nın Bilgi Üniversitesi direnişinde yaptığı da tam olarak budur. “Okula girilecek, kapı açılacak, engeller aşılacak ve mücadele kazanılacak” hattı geri adım attırdı. Öğrenciler “Sendika içeri!” sloganları attığında bunun ilk karşılığını hissettik; sonrasında ise en keskin olanı geldi:

“Kurucu vakfına kayyum atanan İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin faaliyet izninin kaldırılmasına dair 21/5/2026 tarihli ve 11384 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı’nın yürürlükten kaldırılmasına, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığının yazısı üzerine, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun Ek 11. maddesi gereğince karar verilmiştir.”

Tek bir kararla üniversiteyi kapatma yetkisi, tek bir kararla üniversiteyi açma yetkisine dönüştü. Şimdiye kadar iki ayrı yetki meselesinden ve gücünden bahsettik. Dahası, bu yetkinin kullanım alanlarından ve yetkiyi kullanan yapılardan söz ettik. Birisi memleketteki en büyük otorite gücünü, yani iktidarı elinde bulunduran devlet teşkilatı; diğeri ise bağımsız, fiili mücadele yürüten, 12 bine yakın üyesiyle “yetkisiz” bir işçi sendikası. Yetkiyi veren ile alanın yer değiştirdiği büyülü bir mesele…

Devlet mekanizmasının, kapitalist tahakkümün sürmesi için her geçen zamanda yeniden ve yeniden dizayn ettiği çalışma rejimi; tahakkümün ana temsilcileri olan sermaye sınıfının çıkarlarına uygun biçimde sürdürülmektedir. Ancak evrensel yasalara uymak zorunda olunan kimi “engeller” vardır. İşçilere varmış gibi görünen hakların yer aldığı 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi (TİS) Kanunu’nda çerçevelenen sendika hakkı, sendikal barajlar, TİS ve yetki hakları ile yasal prosedürler bunlardan bazılarıdır. Ancak özellikle mücadele hattı çizen sendikalar için bunların neredeyse hiçbiri fiili olarak uygulanmamakta; uygulanmaması için türlü yollarla engellenmekte ya da patronlara göre eğilip bükülmektedir. Esaslı olan şudur: Ya bize varmış gibi görünen bu kanunları ortadan kaldırıp gerçeklikle bağdaştıracaklar ya da biz, bu saatten sonra önümüze konulan her engeli yırtıp atmak için büyük mücadeleler vereceğiz. İlkini yapamayacakları —en azından uzun bir süre— ortada olduğundan iş bize düşüyor.

“Yetkiyi alan kazanır” düşüncesini haklı çıkaracak yegâne şey, esas yetkinin ne olduğunu kavramaktır. Mücadeleyi amasız, fakatsız; öz gücüne, birliğine, kararlılığına ve işçi sınıfına dair inancına dayanarak yürütenler, yetkinin yegâne sahibidir. Öğretmen Sendikası işte bunu göstermiştir. İşçi ve emekçilerin, mücadele alanındaki tüm sendikaların bu kısa ama güçlü direnişten çıkaracağı mânayı düşünmesi ve uzun, meşakkatli mücadelelerine taşıyarak yürümesi yazının önerisi olarak yer alsın. Şimdilik daha fazla direniş, daha fazla zafer diyoruz.

Yaşasın eğitim ve emek mücadelemiz!

Yaşasın Öğretmen Sendikası!

Burcu Çıra/İstanbul