SINIFLARDAN BARİKATA: HAK, ADALET VE SINIF MÜCADELESİ YOLUNDA BOYUN EĞMEYEN ÖĞRETMENLER!
Bizler; bu ülkenin dört bir yanında, parıltılı tabelaların ve devasa eğitim kampüslerinin arkasında emeği, onuru ve geleceği çalınan özel sektör öğretmenleriyiz. Bu yazı, yalnızca maruz kaldığımız hak gasplarının bir dökümü değil; sınıf bilinciyle kuşanmış, hakkını ararken barikatların önünde durmaktan, gözaltına alınmaktan ya da tutuklanmaktan zerre korkmayan eğitim emekçilerinin irade beyanıdır.
Bugün sendikamızın çatısı altında, sokaklarda ve açlık grevi alanlarında yükselen çığlık bir sadaka değil; mutlak bir adalet ve eşitlik talebidir!
Yaz Kabusu, Eksik Primler ve Asgari Ücret Cenderesi
Bize dayatılan bu düzen, insanlık onuruna aykırı bir sömürü mekanizmasıdır. Eğitim patronları servetlerini katlarken, bizler asgari ücret sınırına, hatta kimi zaman elden geri isteme ahlaksızlığıyla asgari ücretin bile altına mahkum ediliyoruz.
Bizim mücadelemiz yalnızca aldığımız ücretin miktarıyla ilgili değildir; bu, kölelik düzenine karşı bütünsel bir hak mücadelesidir:
- Belirli Süreli Sözleşme Köleliği ve Yaz Maaşsızlığı: Her yıl imzalamaya zorlandığımız belirli süreli sözleşmeler yüzünden, yaz aylarında maaşlarımız kesiliyor, güvencesizliğin tam ortasına fırlatılıyoruz. Eğitim patronları ve holdingleri lüks tatiller ve “eğitim” zirveleri yaparken, bizler yazın aç kalmamak, kiramızı ödeyebilmek için başka işlerde çalışmak zorunda bırakılıyoruz. Sınıfta coğrafyayı, matematiği, bilimi anlatan öğretmenler; yaz aylarında hayatta kalabilmek için mevsimlik işlere, geçici ve torba iş kollarına mahkum ediliyor.
- SGK Prim Hırsızlığı ve Elden Ödeme: Emeğimizin sadece bugünü değil, geleceği de çalınıyor. Sosyal güvenlik primlerimiz ya eksik yatırılıyor ya da gerçek maaşlarımız üzerinden gösterilmiyor. Üstelik patronlar tarafından dayatılan elden ödeme hileleriyle emeklilik hakkımız gasp ediliyor, güvencesizliğin en vahşi biçimi devletin gözü önünde bize dayatılıyor.
Bu adaletsizliğe karşı tek çözümümüz nettir: Belirli süreli sözleşme dayatması son bulmalı, güvenceli ve süresiz sözleşme hakkımız yasal güvenceye alınmalıdır!
Mülakat Cenderesi ve Atama Hakkı Gasbedilenler
Özel sektördeki sömürünün boyutu, kamudaki adaletsizlikle doğrudan beslenmektedir. KPSS’de yüksek puanlar almasına rağmen kayırmacı, liyakatsiz mülakat sistemiyle elenen, puanları düşürülen ve atama hakkı gasp edilen yüz binlerce meslektaşımızın öfkesi bizim de öfkemizdir.
Mülakat mekanizması, genç ve nitelikli öğretmenleri kamusal istihdamın dışına iterek, onları özel sektör patronlarının önüne “ucuz ve alternatifsiz emek” olarak sürme projesidir. Hakları çalındığı için özel sektöre mahkum edilen her öğretmenle, bu koridorlarda taban maaşsız çalıştırılan her öğretmen aynı kavganın neferidir. Mülakat mağduru meslektaşlarımızın kamusal, kadrolu ve güvenceli atama hakkı için yürüttüğü mücadele, bizim eşitlik ve adalet kavgamızdan ayrı düşünülemez.
Siyasilerin Sözleri ve Gasp Edilen Taban Maaş Hakkı
Buradan, meclis kürsülerinden veya bakanlık koridorlarından bize “çözüm” vadedenlere sesleniyoruz: Baş mimarı o dönemlerin müsteşarı, şimdinin ise Milli Eğitim Bakanı olan Yusuf Tekin’in eliyle 2014 yılında bir gecede elimizden aldığınız, bizi patronların insafına terk ettiğiniz Taban Maaş Hakkı bizim can simidimizdir, kırmızı çizgimizdir!
Daha önce yapılan görüşmelerde, sendikamızın iradesi karşısında sıkışıp “Taban maaş uygulamasını geri getireceğiz” diye kameralar önünde söz veren iktidar ve iktidar ortağı milletvekillerini, bürokratları unuttuğumuzu sanmayın! Verilen sözler, bürokrasi labirentlerinde unutturulmak isteniyor. Ancak biz icazet değil, hakkımızı istiyoruz. O koltuklarda oturan yetkililer, verdikleri sözlerin arkasında durmak ve bu haksızlığı derhal gidermek zorundadır. Taban maaş hakkı; kamudaki meslektaşımızla eşit işi yapan bizlerin en temel, en meşru adalet talebidir.
Gözaltılar, Baskılar Bizi Yıldıramaz: Biz Bu Sınıfın Mücadele Eden Neferleriyiz!
Bizler sadece ders anlatan, sistemin sınır çizdiği “uslu köleleri” değiliz. Bizler üreten, değer yaratan, sömürüye karşı gövdesini siper eden işçileriz, emekçileriz!
Meydanları bize kapatanlar, sesimizi boğmak isteyenler bilsin ki; bizi gözaltına almakla, tutuklamakla, davalarla ve baskılarla korkutamazsınız. Haklılığımızın verdiği meşruiyet, barikatlarınızdan da coplarınızdan da daha güçlüdür. Bir öğretmen boyun eğerse, tüm bir nesil boyun eğer. Biz ne patronların tehditlerine ne de egemenlerin baskı aygıtlarına teslim olacağız.
Taleplerimiz nettir ve hakkımız olanı alana kadar meydanlardan, sendika binalarımızdan, direniş mevzilerimizden bir adım bile geri atmayacağız:
- Taban Maaş Hakkı şartsız, koşulsuz iade edilsin! İktidar ve yetkililer verdikleri sözü tutsun, özel sektör öğretmenine kamudaki dengiyle eşit ücret güvencesi sağlansın.
- Süresiz sözleşme hakkı tanınsın! Yazın maaşsız kalma, güvencesiz yaşama ve her yıl işsiz kalma kabusuna son verilsin.
- SGK prim hırsızlığına ve elden ödeme hilelerine ağır yaptırımlar getirilsin! Asgari ücret altındaki illegal ücretlendirmelerin ve elden maaş ödemelerinin son bulması için kurumlar sık ve sürekli denetlensin.
- Mülakat denilen gasp mekanizması kaldırılsın! Atama hakkı elinden alınan tüm mülakat mağduru öğretmenlerin hakları iade edilsin.
- 10 No’lu “Torba İş Kolu” dayatmasına son verilsin! Öğretmenleri büro çalışanlarıyla bir tutarak örgütlü gücümüzü bölen bu yapı tasfiye edilsin; bağımsız “Eğitim, Öğretim ve Bilim” iş kolu kurulsun.
Biz gücümüzü haklılığımızdan, sınıfımızın sarsılmaz iradesinden ve örgütlü birliğimizden alıyoruz. Bize verilen tüm sözler tutulana ve taleplerimiz karşılanana kadar her türlü meşru mücadeleye devam edeceğiz.
Sonunda açlıktan ölmek bile olsa! Bizi açlığa mahkum edenler ve söz verip sözünde durmayanlar bundan sonra yaşanacak her şeyden sorumludur, bu böyle bilinmelidir!
Yaşasın Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası!
Yaşasın Örgütlü, Mücadeleci Sınıf Dayanışması!
Caner Yıldırım

